Kelimeler… Kelimeler Albay’ım

Hayattaki en güçlü şeylerden biridir kelimeler. Bir kelime, birçok şeyi değiştirebilir. En mutlu anınızda sizi üzüntüye sürükler, en karamsar anınızda sizi ümitvâr eder. İnsanlar konuşurken bazen düşünmeden konuşurlar. Bu durumda konuşurken seçtiği kelime bazen kötü sonuçlar doğurabilir. Konuşurken veya yazarken aslında seçtiğimiz her kelimenin ayrı bir önemi vardır. En basitinden kullandığımız bağlaçlar bile bizi bazen zor durumda bırakabilir. Örneğin ‘’ve’’ yerine ‘’veya’’ kullandığınızı hayal edin. Anlam nasıl da değişti değil mi? Aslında okuyacağınız şeyi daha önceden duymuş olabilirsiniz. Ancak ben bunu fark ettiğimde şaşırtmıştım. Yazımın başında bahsettiğim bağlaç olan birkaç kelime üzerinde duracağım bugün. Hayatımızın belki de vazgeçilmezi olarak adlandırabileceğimiz, her gün sayısını bilmediğimiz kadar kullandığımız birkaç kelime: Ama, fakat, ancak, çünkü. Bu kelimeler hayatımızın her yerinde. Çoğu zaman iki cümleyi birbirinden ayırmak için kullanırlar. Ama, fakat, ancak kelimeleri aynı amaç için kullanılır. Olumlu bir cümle ile olumsuz bir cümleyi ayırmak için. Çünkü kelimesi ise sebep-sonuç cümleleri ayırmak için kullanılır genellikle. Tabi ki size burada dil ve anlatım dersi vermeyeceğim. Şimdi kelimelerin o sihirli dünyasına kısa bir yolculuk yapmaya deneyelim.

‘’Sen iyi bir insansın ama yazı yazmayı bilmiyorsun.’’

Yukarıdaki cümleye baktığımızda dikkatimizi ne çekiyor? İyi bir insan olunması mı yoksa yazı yazmanın bilinmemesi mi? Tabi ki de yazı yazmanın bilinmemesi. Arada kullandığımız ‘’ama’’ bağlacı tam olarak ‘’Sen iyi bir insansın.’’ cümlesini tabiri caizse öldürdü. Halbuki bu cümleyi şu şekilde söyleseydik nasıl olurdu bir bakalım: ‘’Yazı yazmayı bilmiyorsun ama sen iyi bir insansın.’’ Evet belki de ama bağlacından önce söylenen cümle ölmedi ama etkisi azaldı değil mi? İyi bir insan olunmasına daha çok odaklanıldı. Aslında burada bir eleştiri söz konusu diyebiliriz. Bir insana onun yazı yazamadığını iletmek isteniyor. Fakat bunu karşı tarafı kırmadan, daha az üzerek yapmaya çalışılınıyor. Bu durumun tersi olsaydı peki? Yazı yazmayı bilmemeniz size kötü hissettirdi değil mi? İyi bir insan olmak hiç umrunuzda olmadı o cümleyi duyduğunuz andan itibaren. Çünkü yazı yazan bir insansınız ve bu cümle ile karşı karşıyasınız. Ne kadar kötü hissettiriyor değil mi? Hadi başka bir örnek ile pekiştirelim. 

‘’Seni çok seviyorum ancak sen aptal bir insansın.’’ 

Bu cümleye baktığımızda sevmesinin hiçbir anlamı kaldı mı sizce? Bunu duyan her kimsenin ilk düşüneceği şey; ‘’Ben gerçekten aptal bir insan mıyım?’’ olacaktır. Şimdi bu cümlenin vurgusunun değiştiği ve daha yumuşak hale gelmiş haline bakalım: ‘’Sen aptal bir insansın ancak seni çok seviyorum.’’ Aptal olursam olayım kimin umurunda beni seviyor sonuçta diye düşündüm bile ben. Cümlenin yeni hali ile aslında aptal olmak tabirini unutturmuyor olabilir ancak yumuşatarak sevme duygusunu daha çok hissettiriyor ve bir nebze de olsa aptal olmak duygusunu yumuşatıyor. Peki ya bu durumun tersi olsaydı? Biri size ‘’seni seviyorum’’ dedi ve arkasından sizin hiç hoşunuza gitmeyecek hatta sizi yerin dibine sokacak bir şey söylediğini varsayalım mesela ‘’sen aptal bir insansın’’ gibi bir cümle. Ne hissettiniz? Gerçekten seviliyor musunuz? Yoksa size ‘’seni seviyorum’’ diyen insanın sevgisine olan inancı kayıp mı ettiniz hemen arkasından kurduğu cümle yüzünden?

İşte kelimelerin gücünün aslında basit bir örneği. Daha doğrusu kelimelerin vurgu gücünün bir örneği. Yazımın başında dediğim gibi seçtiğimiz kelimeler bizi yansıtıyor ve ne anlatmak istiyorsak onlar aracılığı ile anlatıyoruz. Yanlış seçtiğimiz bir kelime birçok farklı sonuç çıkartabilir ortaya. Ayrıca kelimelerin konumu da çok önemliymiş. Bir kelimeyi önce seçeceğiz, sonra onu güzel bir şekilde konumlandıracağız ve ondan sonra dillendireceğiz veyahut yazacağız. Unutmayalım ki, insanları mutlu olmalarına yardımcı olmak bizim ellerimizde. İnsanların üzülmelerine de keza aynı şekilde… Ancak bunu yaparken dozunu yine biz ayarlayabiliriz. Biz insanız ve kelimeler aslında bizim silahlarımız. Soyut olsalar da bazen çok can yakabiliyorlar veya içimizi ısıtabiliyorlar. Can yakmayalım, içimiz ısınsın.

*

Mustafa Erkam Akbulut

21.10.2020

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: